USD/TRY ABD DOLARI / TL
Alış    Satış
EUR/TRY EURO / TL
Alış    Satış
GBP/TRY STERLİN / TL
Alış    Satış
GAU/TRY GR ALTIN / TL
Alış    Satış
07 Aralık 2020 Pazartesi 15:48

Bütçe görüşmeleri başladı

Bütçe görüşmeleri başladı

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, İstanbul Havalimanı ile ilgili olarak, "2020 yılında Covid salgını nedeniyle uluslararası ve ulusal uçak seyahatleri tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de azalmış olduğundan, ortalama yıllık kira bedelinin çok çok altında bir garanti ödemesi veya mahsuplaşması gündeme gelebilecektir" dedi.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulunda, 2021 Yılı “Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi” görüşmelerine başlandı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, 2021 yılı bütçesine ilişkin yaptığı sunumda, tüm dünyayı etkisi altına alan korona virüs salgını sebebiyle belirsizliğin üst seviyede olduğunu ve zor bir süreçten geçildiğini belirtti.

 

Salgının, toplumları birçok yönden derinden etkilerken küresel ekonomide yakın tarihin en ciddi ekonomik şokunun yaşandığını bildiren Oktay, “Gerek üretim gerekse tüketimin aynı anda düştüğü bu süreçte dünyada milyonlarca kişi işsiz kalmış ve alınan tüm önlemlere rağmen ortaya çıkan tahribat sürmektedir. Uluslararası Para Fonunun Ekim ayı Küresel Ekonomik Görünüm Raporuna göre dünya ekonomisinin bu yıl yüzde 4,4 oranında daralması beklenmektedir. Bu oran, 2009 küresel krizinden bu yana dünya ekonomisindeki en derin daralma olarak dikkat çekmektedir. Bütçemizi Covid-19 salgınının küresel anlamda ekonomik ve sosyal hayatı olumsuz etkilediği, risklerin ve belirsizliklerin sürdüğü bu zorlu ortamda hazırladık. 2019 yılında; ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşları, Avro Bölgesi’nde genele yaygın zayıf performans, Brexit’e ilişkin belirsizlikler, Çin'deki sıkı kredi politikalarıyla azalan yatırımlar, ABD başta olmak üzere gelişmiş ülkelerdeki parasal normalleşme ve azalan küresel talep ve güven, küresel büyüme ve ticaret hacminin yavaşlamasına sebep olmuştur. 2020 yılına halihazırda yavaşlayan bir küresel ekonomi ile girilirken, ortaya çıkan Covid-19 salgınına karşı alınan önlemler ve kısıtlama tedbirleri neticesinde hem üretimde hem de talepte küresel ölçekte tarihi gerilemeler kaydedilmiştir. Salgının etkileriyle 2020 yılının ikinci çeyreğinde ekonomilerde kayda değer biçimde küçülmeler gözlemlenmiş, büyük istihdam kayıpları yaşanmıştır. Bu dönemde sanayi üretimi ve ticaret hacmi sert bir biçimde gerilemiş, perakende satışlarda düşüş gözlenmiştir. Salgının hızla yayılması Amerika Birleşik Devletleri, İtalya, İspanya, İngiltere gibi büyük ekonomilerin de arasında olduğu birçok ülkenin sağlık sistemleri üzerinde yıkıcı etkiler bırakırken başta hizmetler sektörü olmak üzere ekonominin önemli alanlarında ciddi hasarlara neden olmuştur. Özellikle turizm ve ulaştırma sektörleri bu süreçte ağır darbe almıştır. Yine bu süreçte sermaye akımları gelişmekte olan ülkeler aleyhine bozulurken, bahse konu ülke para birimleri değer kaybetmiştir. Uluslararası Para Fonunun Ekim ayı raporuna göre gelişmiş ekonomilerde ekonomik daralmanın bu yıl yüzde 5,8 oranında olması ve 2021 yılında ise iktisadi faaliyette tekrar toparlanma yaşanması ile yüzde 3,9 oranında büyüme kaydedilmesi beklenmektedir” şeklinde konuştu.

“2021 yılında büyümenin yurt içi ve yurt dışı talep arasında dengeli bir görünüm sergilemesini ve ekonomimizin yüzde 5,8 oranında büyümesini hedefliyoruz”

 

Türkiye ekonomisinin dengelenme sürecinin ardından, 2019’un son çeyreğindeki yüzde 6,4 oranında güçlü bir büyüme performansının etkisiyle yılın tamamında yüzde 0,9 oranında büyüyerek küresel kriz sonrasındaki kesintisiz yıllık büyüme eğilimini sürdürdüğünü aktaran Oktay, “2020 yılının ilk çeyreğinde birçok ülkeden pozitif ayrışarak yüzde 4,5 oranında büyüme kaydedilmesine karşın, salgının tüketici davranışı üzerindeki etkileri ve salgının yayılmasına engel olmak için alınan önlemlerin ekonomik faaliyeti sınırlandırması, ayrıca salgına bağlı olarak dış talepteki daralma sonucunda net mal ve hizmet ihracatındaki gerileme nedeniyle yılın ikinci çeyreğinde Türkiye ekonomisi yüzde 9,9 oranında daralmıştır. Haziran ayından itibaren vaka sayılarındaki düşüşle birlikte salgın çerçevesinde getirilen kısıtlamalar hafifletilmiş, üçüncü çeyrek itibariyle ekonomi hızlı bir toparlanma sürecine girmiştir. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış Gayri Safi Yurtiçi Hasıla yılın üçüncü çeyreğinde, ikinci çeyreğe göre, yüzde 15,6 oranında artarak güçlü toparlanmayı teyit etmiştir. Finansal şartlardaki iyileşmenin iç talebe destek vermesiyle üçüncü çeyrekte Türkiye ekonomisi yüzde 6,7 oranında büyüme kaydetmeyi başarmıştır. Tekrar uygulamaya konulan salgın kısıtlamalarına rağmen, 2020 yılını pozitif bir büyüme ile kapatmayı öngörüyoruz. Ekim ve Kasım ayına ilişkin ilk öncü göstergeler de bu beklentimizi doğrular niteliktedir. 2021 yılında büyümenin yurt içi ve yurt dışı talep arasında dengeli bir görünüm sergilemesini ve ekonomimizin yüzde 5,8 oranında büyümesini hedefliyoruz. Bu büyüme sürecini, makroekonomik istikrarı koruma ve enflasyonla mücadele çabalarımızla çelişmeyecek şekilde kurguluyoruz ve bu sürecin her aşamasını titizlikle takip edeceğiz. 2021 yılında hedeflenen yüzde 5,8’lik büyüme ile birlikte iktisadi faaliyetteki hızlı toparlanma ve bunun sonucunda işgücüne katılım ve istihdam oranlarında iyileşme kaydedilmesini öngörmekteyiz” dedi.

 

“2021 yılında 2020 yılına göre istihdamın 1 milyon 598 bin kişi artması ve işsizlik oranının yüzde 12,9’a gerilemesi beklenmektedir"

 

İstihdama yönelik olarak iktisadi güven ortamının güçlenmesi sonucunda ertelenmiş yatırımların hayata geçirilmesi ve üretimdeki artışla birlikte, istihdam teşviklerinin etkili bir biçimde uygulanmaya devam edileceğini söyleyen Oktay, “Bunun yanı sıra, beceri envanterinin çıkarılması, iş-beceri uyumunun artırılması, mesleki eğitim programlarının beceri temelli olarak güncellenmesi, dijitalleşmeye uyumun hızlandırılması, etkin kariyer danışmanlığı ve aktif işgücü programlarının hedef odaklı uygulanması gibi işgücü piyasasına yönelik yapısal adımlar atacağız. Bu çerçevede, 2021 yılında 2020 yılına göre istihdamın 1 milyon 598 bin kişi artması ve işsizlik oranının yüzde 12,9’a gerilemesi beklenmektedir” ifadelerini kaydetti.

“Yeni Ekonomi Programında öngörülen politikaların hayata geçirilmesiyle, enflasyonun kalıcı olarak düşük ve tek haneli seviyelere indirilmesi temel hedeflerimizdendir”

 

2019 yılında gıda fiyatlarındaki olumlu seyrin, ılımlı talep şartları, enflasyon beklentilerinde iyileşme ve maliyet baskılarının ortadan kalkmasıyla birlikte TÜFE yıllık artış hızının ivme kaybederek yüzde 11,8 seviyesine gerilediğini kaydeden Oktay, “2020 yılında ise kurlardaki hareketler ve gıda fiyatlarındaki görece yüksek seyir TÜFE yıllık artış hızındaki ivme kaybını ortadan kaldırmış ve yıllık tüketici enflasyonu Kasım ayında yüzde 14 oranında gerçekleşmiştir. Son dönemde gerek toplumun farklı kesimleri ile yapılan geniş katılımlı istişarelerin sonucu olarak geliştirilmekte olan gerekse Yeni Ekonomi Programında öngörülen politikaların hayata geçirilmesiyle, enflasyonun kalıcı olarak düşük ve tek haneli seviyelere indirilmesi temel hedeflerimizdendir. Küresel gelişmeler bölümünde değindiğim üzere, Covid-19 salgını, küresel ekonomi üzerinde ciddi baskılayıcı bir unsur olmuş; küresel ticaret hacminde büyük oranlarda daralma yaşanmıştır. Özellikle en büyük ihracat pazarımız olan Avrupa ülkelerinde ekonomik aktivitedeki yavaşlama dış talebi olumsuz etkilemiştir. 2019 yılında 180,8 milyar dolara yükselen yıllık ihracatta 2020 yılında YEP hedeflerini yakalayacağımızı, hatta üzerine çıkacağımızı öngörmekteyiz. 2021 yılı ihracat hedefimiz ise 184 milyar dolardır” açıklamasında bulundu.
2020 yılı içinde bankaların yanında, reel sektör kuruluşlarının finansman kaynaklarına erişimi için de gereken tedbirler alındığını ve bankaların kredi kanallarını açık tutmasının sağlandığını vurgulayan

 

Oktay, şu ifadeleri kullandı: “Bu yaklaşımla, salgın sürecinde ekonominin çarklarının dönmesi ve işsizlik artışının engellenmesi amacına kamu bankalarımız öncülüğünde ulaşılmıştır. Kredi piyasalarının kullanılarak reel sektörün desteklenmesi uygulaması sadece ülkemize özgü bir durum değildir. Olağanüstü şartlar nedeniyle gelişmiş ve gelişmekte olan çok sayıda ülke, ticari kuruluşların ve tüketicilerin korunması amacıyla kredi kullandırmaya dönük düzenleme esneklikleri veya kredi destek paketleri gibi tedbirler uygulamıştır. Salgının zirve yaptığı dönemde kamu bankaları öncülüğünde gerçekleştirilen kredi genişlemesinin firmalarımızın faaliyetlerine devam edebilmesi ve bu kuruluşlardaki istihdamın sürdürülebilmesi için hayati bir önem arz ettiğine dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Salgın sürecinde kamu sermayeli bankalarımız elbette varlık nedenleri olan işlevlerini icra etmişler, bu zor günlerde; çiftçimizin, esnafımızın, KOBİ’lerimizin ve yatırımcımızın, kısaca reel sektörün yanında olmuşlardır. Lakin bunu yaparken asla temel bankacılık uygulama ve prensiplerinden sapmamışlardır. Bunun en somut kanıtı da kamu sermayeli bankalarımızın başta Sermaye Yeterlilik Rasyosu olmak üzere genel kabul görmüş bankacılık standartlarına gösterdiği güçlü uyumdur. Malumunuz BDDK tarafından istenen minimum sermaye yeterlilik rasyosu yüzde 12’dir. Üç büyük kamu bankamız ise 2020 yılı Eylül ayı itibariyle bu oranın çok üzerinde, yüzde 15 ila 18 arasında değişen sermaye yeterlilik rasyosu oranlarına sahiptir. Bir diğer önemli gösterge olan takibe dönüşen krediler oranında ise bankacılık sektör ortalaması yüzde 4,1 iken, üç kamu bankamızda bu oran yüzde 2,10 ile yüzde 3,73 arasında değişmektedir. Diğer ülkelerdeki takibe dönüşen krediler oranlarına baktığımızda Türkiye’nin çok üzerinde olduğunu görüyoruz. Örneğin; İtalya’da yüzde 6,1, Hindistan’da yüzde 9,2, Rusya’da yüzde 9,3, Yunanistan’da ise yüzde 31,3’tür. Ayrıca, bu süreçte kamu bankalarımızın reel sektöre verdikleri güçlü desteğin yanında karlılık oranlarını da korudukları görülmektedir. Bu veriler göstermektedir ki, kamu sermayeli bankalarımız, bu zor günlerde milletinin yanında durarak temel işlevlerini icra etmiş, ancak bunu yaparken asla bankacılığın temel prensiplerinden kopmamıştır. Elbette, bu süreçte sermayedar kamu kurumları olan Türkiye Varlık Fonu ile Hazine ve Maliye Bakanlığı, kamu bankalarının arkasında durmuş ve pay sahipliği sınırları içinde gerekli desteği sunmuştur; bu da gayet doğal ve istenen bir durum olup, bankacılık sistemine bakışımızdaki rasyonel duruşun bir tezahürü olarak değerlendirilmelidir. Ülkemizde yıllardır özel sermayeli bankalar hangi uygulama, düzenleme ve standarda tabi ise kamu sermayeli bankalarımız da bunlara tabi olmuştur. Uluslararası uygulamaları yakinen takip eden BDDK’nın her türlü düzenleme ve denetimine, sermayelerinden bağımsız olarak, kamu bankalarımız da tabidir. Üstüne bu kuruluşlarımız bir de Sayıştay denetiminden geçirilmektedir.”

 

Kamu maliyesine yönelik bugüne kadar elde edilen kazanımlardan da bahseden Oktay, “Hükümetlerimiz döneminde kararlılıkla sürdürdüğümüz mali disiplin ve basiretli politikalar sayesinde bütçe açığını ve kamu borç stokunu risk unsuru olmaktan çıkardık. 2002 yılında yüzde 11,5 seviyesindeki merkezi yönetim bütçe açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı, 2019 yılı itibariyle yüzde 2,9’a gerilemiştir. Bu oranın birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeye kıyasla düşük olduğu görülmektedir. Benzer biçimde, 2002 yılında yüzde 71,5 seviyesindeki AB tanımlı genel yönetim borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı, 2020 yılı ikinci çeyrek itibariyle yüzde 39,4 olarak gerçekleşmiştir. Bu oran AB üyesi ülkelerle kıyaslandığında oldukça düşük seviyededir. Açıklanan son verilere göre AB üyesi ülkelerde borç stokunun Gayri Safi Yurt İçi Hasılaya oranı yüzde 87,8’dir. Aynı zamanda geçtiğimiz 18 yılda borç stokunun kur, faiz ve likidite risklerine karşı duyarlılığı önemli ölçüde azaltılmıştır. Bu kapsamda, TL faiz seviyesindeki 5 puanlık artış, TL’nin yüzde 5 değer kaybı ve GSYH büyümesindeki 2 puanlık azalış senaryoları karşısında borç stokunun GSYH’ye oranının duyarlılığı 2020 yılı itibariyle 2002 yılına göre sırasıyla 0,5, 1 ve 0,5 puan iyileşmiştir. Kamu maliyesinde en önemli kazanımlardan birisi de Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) modelidir. Bu model ile başta büyük ölçekli ve imza projelerimiz olan otoyol, köprü, tünel, havalimanı gibi altyapı yatırımlarının ve salgın döneminde önemi bir kez daha anlaşılan şehir hastaneleri gibi sağlık hizmeti sunumunda artan yatırım ihtiyaçlarının kamu maliyesine yükünü azalttık” diye konuştu.

 

“(İstanbul Havalimanı) 2020 yılında Covid salgını nedeniyle uluslararası ve ulusal uçak seyahatleri tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de azalmış olduğundan, ortalama yıllık kira bedelinin çok çok altında bir garanti ödemesi veya mahsuplaşması gündeme gelebilecektir”

 

AK Parti hükümetleri döneminde tamamlanan kamu yatırımlarının yaklaşık yüzde 10’unun KÖİ modeliyle hayata geçirildiğini belirten Oktay, şöyle konuştu:
“Bu yatırımlarla inşa edilen tesisler, sözleşme süreleri sonunda kamuya devredilecektir. Hatta bunların yeniden işletme hakkı devriyle gelir getirmesi de sağlanacaktır. Ayrıca bu yatırımları, sözleşme süresi bittiğinde tercih edilirse devletimiz de işletebilecektir. Bütçemizi gereğinden fazla zorlamadan, kamuya ilave borç yükü doğurmadan, ayrıca muadilleri ile karşılaştırıldığında daha kısa süre zarfında birçok büyük yatırımı aynı anda gerçekleştiriyoruz. Örnek olarak; 3,5 yıl gibi rekor bir sürede tamamlanan İstanbul Havalimanının üçte biri büyüklüğünde olmasına rağmen Berlin Yeni Havalimanı 14 yılda tamamlanabilmiştir. İstanbul Havalimanı’nın yatırım tutarı 10 milyar Avrodur. Bu yatırım görevli şirket tarafından gerçekleştirilerek havalimanı inşa edilmiş ve ilk fazı hizmete açılmıştır. Projede 2019 yılında garanti ödemesi yapılmamış, aksine, hasılat payı ve kira bedeli Devlet Hava Meydanları İşletmesine ödenmiştir. İşletme süresi boyunca tahsil edeceğimiz kiraların toplam değeri 22 milyar Avrodur. 2020 yılında Covid salgını nedeniyle uluslararası ve ulusal uçak seyahatleri tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de azalmış olduğundan, ortalama yıllık kira bedelinin çok çok altında bir garanti ödemesi veya mahsuplaşması gündeme gelebilecektir. Bu durum salgın dönemine özgü olup, hava trafiğinin normale dönmesiyle birlikte Devlet Hava Meydanları İşletmesi, garanti ödemesi yapmayacağı gibi kira ile birlikte hasılat payı almaya da devam edecektir. Özetle İstanbul Havalimanı’nda salgın dönemi hariç hazinemizden herhangi bir ödeme yapılmaksızın devletimiz 10 milyar Avro yatırım tutarına sahip bir havalimanına bedelsiz sahip olacak, üstüne 22 milyar Avro gelir tahsil etmiş olacaktır. Ayrıca, yine KÖİ yöntemi ile üç yıl kadar kısa bir süre içerisinde tamamladığımız 13 şehir hastanesi ile toplam yatak kapasitemizin dörtte biri olan 17 bin 856 adet nitelikli hasta yatağını ülkemize kazandırdık. Asya ile Avrupa’yı boğazın altından birbirine bağlayan, dünya çapında yılın projesi, en iyi proje finansmanı, en iyi çevresel ve sosyal uygulama, en yenilikçi proje ve global başarı dahil toplamda 12 uluslararası ödüle sahip Avrasya Tünelini de ülkemize KÖİ modeli ile dört yılda kazandırdık. Tüm KÖİ projeleri, sözleşme dönemi sonunda yenileme yatırımları yapılmış olarak altyapısı ve üstyapısı ile çalışır vaziyette devletimize devredilecektir. KÖİ modeli ile klasik finansman yöntemiyle ancak 15-20 yılda milletimizin hizmetine sunulabilecek büyük eserleri, dört beş yıl gibi kısa sürelerde hizmete hazır hale getirerek gelecek nesillerimize miras bırakıyoruz. Ülkemize yüz yılda bir gerçekleşen covid salgını gibi felaketlerle mücadele kapasitesi kazandırıyor, yıllarca kullanılacak, zaman ve maliyet tasarrufu sağlayacak dünya standartlarında havalimanlarını, köprüleri, tünelleri, yolları, hastaneleri miras bırakıyoruz.”
Salgının ilk günlerinde harekete geçerek “Ekonomik İstikrar Kalkanı Paketini“ oluşturduklarının ve uygulamaya başladıklarının altını çizen Oktay, “Vergi ve sosyal güvenlik prim yükümlülüklerini erteleyerek işletmelerimizi destekledik. Bu kapsamda 29,4 milyar lira vergi ödemesini ve 40 milyar lira sosyal güvenlik prim ödemesini erteledik. Ayrıca 15 milyar lira tutarında vergi indirimi sağladık. Böylece, Covid-19 salgın dönemine özel olarak yapılan harcamalar, ertelenen gelirler ve indirimler ile birlikte oluşan finansman maliyeti de dahil edildiğinde bütçeden toplam 59 milyar lira kaynak ayırdık. ‘Sosyal Destek Programı’ kapsamında 6,3 milyar lira, ‘Kısa Çalışma’ kapsamında 21,8 milyar lira, ‘Nakdi Ücret Desteği’ kapsamında 5,1 milyar lira ve işsizlik ödemesi kapsamında 4,2 milyar lira ödeme yaparak, 1,7 milyar lira normalleşme desteği verdik. Bütçeden yapılan harcamalara ilave olarak, Kredi Garanti Fonu’nun (KGF) limitini artırarak teminat sıkıntısı yaşayan işletmelerin finansmana erişimini sağladık. Vatandaşlara, esnaf ve firmalara Hazine destekli KGF ile 326,5 milyar liralık kredi paketleri oluşturduk ve bu kapsamda Kasım 2020 itibariyle toplamda 267,8 milyar lira kredi ödemesi yaptık. Salgının istihdam üzerindeki etkilerini en aza indirebilmek amacıyla çalışma ve sosyal yaşama ilişkin olarak; Covid-19 döneminde, çalışanlara sözleşme feshi yasağı getirdik. Bu kapsamda, kısa çalışma ödeneği ve işsizlik sigortası şartlarından yararlanamayıp ücretsiz izne çıkarılanlar için nakdi ücret desteği verilmesini sağladık. Diğer yandan İstihdam Kalkanı Paketi kapsamında, Covid-19 salgını sonrası ekonomik toparlanmayı desteklemek amaçlı hızlı işe dönüş teşviki, istihdama dönüş teşviki ve artı istihdam teşvikini getirdik. Salgından en çok etkilenen sektörlerden turizm sektörünü desteklemek için ise; turizm işletmelerine yönelik kredi programları, yapılan rezervasyon iptalleri için idari para cezalarının alınmaması, kira ödemelerinin ertelenmesi düzenlemelerini ve Güvenli Turizm Sertifikasyon Programını uygulamaya koyduk. 2020 yılı Kasım ayı itibariyle Covid-19 salgını kapsamında ekonomiyi desteklemek amacıyla atılan adımların büyüklüğü 562 milyar liraya ulaşmıştır” değerlendirmesinde bulundu.
2021 yılı bütçesinin temel amacının Ekonomik dengelenme çerçevesinde elde edilen kazanımların korunması ve geliştirilmesi, üretim ve verimlilik odaklı sürdürülebilir büyüme ile adaletli paylaşımın kalıcı olarak tesisi ve Covid-19 salgınının ekonomi üzerindeki olumsuz etkilerinin giderilmesi olduğunu vurgulayan Oktay, “2021 yılı Bütçesi de önceki yıllarda olduğu gibi bir hizmet bütçesi olacaktır. Bütçedeki kaynaklarımız büyük ölçüde vatandaşlarımızın ihtiyaç duyduğu hizmetlerin karşılanmasında kullanılacaktır” ifadelerini kullandı.

 

Sağlık alanının en büyük yatırımları gerçekleştirdikleri alanların başında geldiğini belirten Oktay, “2021 yılında Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarına 78 milyar lira, Yükseköğretim kurumları sağlık uygulama ve araştırma merkezlerine 5,1 milyar lira kaynak ayırdık. Sağlık Bakanlığı ve yükseköğretim kurumları döner sermayeleri ile Sosyal Güvenlik Kurumundan yapılacak sağlık harcamaları da düşünüldüğünde sağlık alanına ilişkin ayrılan kaynak 238 milyar liraya ulaşmaktadır. Böylece 2002 yılında yüzde 11,3 olan sağlık harcamalarının bütçe içerisindeki payını 2021 yılında yüzde 17,7’ye çıkarmayı öngörüyoruz. Bugüne kadar sağlık alanında yaptığımız yatırımların meyvelerini içinde bulunduğumuz salgın döneminde net şekilde alıyoruz. Dünyanın ekonomik bakımdan en güçlü ülkelerinin sağlık sistemleri bu süreçte sınıfta kalırken biz sağlık alt yapımız ve insan kaynağımız sayesinde başarılı bir imtihan vermekteyiz. AB üyesi bazı ülkeler ve ABD dahil dünyada birçok ülkede insanların evlerinde ölüme terk edildiği, kendi hallerine bırakıldığı manzaralara şahit olunan bir ortamda; insanlar sosyal güvenlik sisteminin yetersizliğinden binlerce dolarlık faturalarla ancak tedavi olabilirken biz, Türkiye’de vatandaşlarımıza en kaliteli sağlık hizmetini ücretsiz şekilde sunuyoruz. Şöyle bir geçmişe baktığımızda, vatandaşlarımızın hastane kuyruklarında günlerce, haftalarca nasıl çile çektiğini, ihtiyaç sahibi vatandaşlarımızın acil servislerde bile sağlık hizmeti alamadığını hala dün gibi hatırlıyoruz” dedi.

 

Mart ayından bu yana hastanelerdeki yatak kapasitesine 3 bin 427’si yoğun bakım yatağı olmak üzere 12 bin 350 ilave gerçekleştirdiklerini söyleyen Oktay, “İstanbul’un Anadolu ve Avrupa yakasında iki adet Acil Durum Hastanemizi çok kısa sürede tamamlayarak hizmete açtık. Bu hastanelerimizi salgın sonrasında da hizmet verecek şekilde planladık. Salgın süreci, sağlık hizmetlerine erişimin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Şehir hastanelerinin kısa süre içerisinde hayata geçirilmesi salgınla mücadeleye büyük katkı sağlamıştır. Ayrıca çağrı sistemiyle Covid-19 pozitif olan vatandaşlarımızın aranması ve mobil sağlık ekiplerinin evlere giderek hasta takibi yapması gibi ek tedbirleri hayata geçirdik. Tanı laboratuvarlarını yaygınlaştırdık, temaslı takibi, ilaçların vatandaşlarımıza ulaştırılması ve koruyucu madde temini için titizlikle çalıştık” ifadelerini kullandı.

"2021 yılı Nisan ayı gibi de yerli aşımız hazır hale gelmiş olacaktır"

 

Covid-19 tedavisinde kullanılan ilaçların yerli üretimini teşvik ettiklerini ve yine yerli aşı çalışmalarında insanda uygulama aşamasına geldiklerini anlatan Oktay, “2021 yılı Nisan ayı gibi de yerli aşımız hazır hale gelmiş olacaktır. Bunun yanında yaptığımız anlaşmalarla önümüzdeki günlerde sağlık çalışanlarımız öncelikli olmak üzere aşılama çalışmalarına başlamış olacağız. Böylece aşı çalışmalarına erken dönemde başlayan ilk ülkeler arasında yer alacağız. Aşı, mücadele gücümüzü artıracak ancak bizler bu süreçte de maske, mesafe ve temizlik olarak nitelendirdiğimiz tedbirlere titizlikle uymayı sürdüreceğiz” şeklinde konuştu.

 

En temel kamu hizmetlerinden biri olan eğitim hizmetlerinin yaygın ve erişilebilir olması noktasında çalışmalarını sürdürdüklerini söyleyen Oktay, şunları söyledi:
“2021 yılında eğitime 211,4 milyar lira kaynak ayırıyoruz. Böylece, 2002 yılında yüzde 9,4 olan eğitimin bütçedeki payını yüzde 15,7’ye çıkarıyoruz. Hükümetlerimiz döneminde eğitimde beşeri ve fiziki kapasitenin artırılmasına yönelik önemli iyileşmeler sağlanmıştır. Mevcut resmi öğretmen sayımızın yüzde 71’ini diğer bir ifadeyle 692 bin öğretmenimizin atamasını hükümetlerimiz döneminde yaptık. Yapılan atamalarla birlikte öğretmen başına düşen öğrenci sayılarında önemli iyileşmeler sağlanmıştır. 2002-2003 eğitim öğretim yılında öğretmen başına düşen öğrenci sayısı ilköğretimde 28, ortaöğretimde 18 iken 2019-2020 eğitim öğretim yılında bu sayılar sırasıyla 16 ve 11’e düşmüştür. Eğitime ayırdığımız kaynaklar sayesinde eğitimin fiziki kapasitesinde de iyileşmeler sağladık. 2002-2003 öğretim yılında derslik başına düşen öğrenci sayısı ilköğretimde 36, ortaöğretimde 30 iken 2019-2020 öğretim yılında bu sayılar sırasıyla 24 ve 19’a düşmüştür. Ücretsiz ders kitabı uygulaması 2003-2004 öğretim yılında ilköğretim kurumlarında başlamış, 2006-2007 öğretim yılında ise ortaöğretim kurumlarını da kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Uygulamanın başından itibaren 3,2 milyar adet ders kitabı dağıtılmış ve 6,9 milyar lira harcama yapılmıştır. 2002 yılında ülkemizde 76 üniversite mevcut iken bu sayı 203’e yükselmiştir. 2002 yılına göre üniversite öğrencisi sayısı 5 kattan fazla artarak 8 milyonu aşmış, istihdam edilen öğretim elemanı sayısı ise 70 binden 176 binlere çıkmıştır. Artan üniversite ve öğrenci sayısı ile birlikte üniversitelerimize ayırdığımız kaynağı da sürekli artırıyoruz. 2002 yılında bütçenin yüzde 2,6’sını oluşturan yükseköğretim kurumları bütçelerini 14,6 kat artışla 2021 yılında 45,4 milyar liraya, yani bütçenin yüzde 3,4’üne çıkarıyoruz. Sahip olduğumuz altyapı sayesinde salgın döneminde hızla uzaktan eğitime geçerek EBA üzerinden ilk ve ortaöğretimde, üniversitelerin altyapı imkanlarıyla yükseköğretimde eğitim ve öğretim faaliyetlerimizi aksatmadık. 2012 yılında yaptığımız düzenlemeyle birinci öğretim ve açık öğretimde harçları kaldırdık, bu kapsamdaki öğrencilerin harçlarını bütçemizden karşılıyoruz. 2021 yılında yaklaşık 2,3 milyon öğrencimizin harçlarını karşılamak amacıyla 763 milyon lira ödenek ayırdık.”

 

Ulaştırma ve haberleşme alanında; Ulaşım ve iletişim yapısının oluşturulması, Ulaşım yatırımlarının koridor yaklaşımı ile önceliklendirilmesi ve uluslararası bağlantıların güçlendirilmesi, Demiryolu yük ve yolcu taşımacılığını artırarak çok modlu ve dengeli ulaşımın desteklenmesi, Uluslararası tehditlere karşı Türkiye’nin siber güvenliğinin sağlanması, Fiber iletişim altyapısı ve geniş bant iletişimin yurt genelinde yaygınlaştırılması gibi temel politikaların uygulandığını dile getiren Oktay, “18 yılda toplam 1581 kilometrelik otoyol yaptık. Böylece 3325 kilometrelik otoyol ağına ulaştık. 2003 yılı öncesi mevcut 6 bin 101 kilometre uzunluğundaki bölünmüş yol ağımızla sadece 6 ilimiz birbirine bağlıyken, 2003 yılından itibaren 21 bin 613 kilometre yol yapılarak bölünmüş yol ağımız 2020 yılı Ekim ayı itibariyle 27 bin 714 kilometreye ulaşmış ve 77 ilimizin birbiri ile bağlantısı sağlanmıştır. Bölünmüş yollar sayesinde 6 milyar 905 milyon lira akaryakıt tasarrufu, 11 milyar 596 milyon lira işgücü tasarrufu olmak üzere yıllık toplam 18 milyar 501 milyon lira tasarruf sağlanmaktadır. 2003 yılı itibariyle 10 bin 959 kilometre demiryolu hat uzunluğumuz 2020 yılı Ekim ayı itibariyle 1213 kilometresi YHT olmak üzere toplam 12 bin 803 kilometreye, 2 bin 505 kilometre sinyalli hat uzunluğumuz 6 bin 526 kilometreye, 2 bin 82 kilometreye elektrikli hat uzunluğumuz 5 bin 753 kilometreye yükseltilmiştir. Bununla birlikte 2003 yılında demiryolu ile taşınan yolcu sayısı 77 milyondan 2019 yılı sonu itibariyle 246 milyona, yük taşıması ise 16 milyon tondan 2019 yılı sonu itibariyle 33,5 milyon tona yükselmiştir. 2003 yılında uluslararası liman sayısı 152 iken bu sayı 2020 yılında 180’e çıkmıştır” ifadelerini kullandı.

"Karadeniz’in Sakarya havzasında toplamda yaklaşık 40 kuyu açacak ve 2023 yılında bu gazı vatandaşımızın kullanımına sunacağız"

 

Kalkınmanın temel unsuru olan enerji konusunda geçtiğimiz 18 yılda Cumhuriyet tarihinin bütününde yapılanları katbekat aşan başarılar yakaladıklarını, Barbaros Hayrettin Paşa ve Oruç Reis sismik araştırma gemilerinin Doğu Akdeniz’de 46 bin kilometrekare ve Karadeniz’de 33 bin kilometrekare üç boyutlu sismik veri toplayarak, Fatih ve Yavuz sondaj gemileriyle 9 adet derin deniz sondajını tamamladıklarını anımsatan Oktay, “Fatih sondaj gemimizle Ereğli’nin 175 kilometre açığında, Karadeniz’in Sakarya havzasında tarihimizdeki en büyük doğal gaz keşfini gerçekleştirdik. 20 Temmuz’da başlatılan Tuna-1 kuyusundaki sondajda 405 milyar metreküplük doğal gaz rezervi keşfettik. 31 Ocak 2020 tarihinde teslim alınan ve modernizasyonu tamamlanarak Mersin Taşucu Limanı’ndan ayrılan Kanuni sondaj gemimiz ise 2021 yılının ilk aylarında Karadeniz’de faaliyete başlayacaktır. Bu çalışmalar çerçevesinde, Karadeniz’in Sakarya havzasında toplamda yaklaşık 40 kuyu açacak ve 2023 yılında bu gazı vatandaşımızın kullanımına sunacağız. 2020 yılı ilk dokuz ayında üretilen elektriğin yaklaşık yüzde 46’sı yenilenebilir enerji kaynaklarından, yüzde 34’ü kömürden, yüzde 19’u doğal gazdan, geri kalanı ise diğer kaynaklardan sağlanmış olup, yerli ve yenilenebilir kaynakların payı yüzde 61 olarak gerçekleşmiştir. 2021 yılında ise Türkiye’nin elektrik enerjisi kurulu gücünün yaklaşık 100 bin megawatta ulaşması hedeflenmektedir. 2000’li yıllarda sadece 5 şehrimizde doğal gaz kullanılmaktayken, 2018’den itibaren bugüne kadar yürütülen çalışmalarla, 81 ilimizin tümüne, 559 ilçe ve beldemiz ile 165 OSB’ye doğal gaz arzı sağlanmıştır. 2000’li yıllarda 1,3 milyon olan doğal gaz abone sayısı 17 milyona çıkmış olup ülkemiz nüfusunun yüzde 80’ine doğal gaz kullanım imkanı sunulmuş, doğal gazdan aktif olarak faydalanan nüfus ise 55 milyona yükselmiştir” dedi.

 

Yüksek teknolojili ürünlerin Türkiye’de üretilebilmesi için uçtan uca bir destek mekanizması olan “Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı”nı başlattıklarını bildiren Oktay, “İlk aşamada makine sektöründeki projeler için destek kararları yayınladık; böylece yaklaşık 2 milyar liralık yatırımla; servo motorlar, CNC tezgahları, eklemeli imalat makineleri gibi yüksek teknolojili ürünlerin yerli olarak üretilmesine imkan sağlıyoruz. 18 Temmuz’da inşaatı başlatılan Türkiye’nin Otomobili fabrikasının 18 ayda tamamlanması ve araçların 2022 yılının son çeyreğinde üretim bandından indirilmesi planlanmaktadır. TOGG’la birlikte; çevreye duyarlı bir mobilite ekosistemi hayata geçirilecek, böylece otomotiv sektörünün dönüşümüne de katkı sağlanacaktır” diye konuştu.

 

“Savunma sanayimizdeki ilerlemenin sahadaki etkilerini hem sınırlarımızın içinde ve dışında teröre karşı yürüttüğümüz başarılı mücadelede hem de dost ve kardeş ülkelerin istikbal ve istiklali için verdiğimiz desteklerde görüyoruz”

 

Savunma sanayiinde “Kendi imkânlarımızla imal edebileceğimiz hiçbir ürünü dışarıdan satın almamak, özellikle kritik ürün ve malzemelerde yüzde yüz yerlilik- millilik hedefine ulaşmak” şiarıyla bu alana özel önem verdiklerinin altını çizen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Türk mühendisleri tarafından tasarlanıp imal edilen Turbo Şaft Motorumuzun teslimi ve Tasarım Merkezinin Açılışı, savunma sanayii ve yüksek teknolojide yeni bir aşamanın müjdecisidir. Turbo Şaft projemiz ile ülkemizde bu ve benzeri sınıftaki motorları test edebilecek bir test altyapısı tesis etmiş oluyoruz. Bu altyapı milli muharip uçak motoru gibi daha yüksek güç sınıfı motorların test edilmesinde de kullanılabilecektir. Savunma Sanayii Başkanlığı tarafından halihazırda 700’ü aşkın proje yürütülmektedir. Savunma sanayii olarak savaş gemisi tasarım ve üretimi dahil, bir zamanlar yurt dışından tedarik edemediğimiz İHA, SİHA, TİHA, ATAK Helikopter, FIRTINA Obüs gibi sistemlerin üretiminde artık dünyanın önde gelen ülkelerinden biriyiz. Savunma sanayii projelerimizden bazıları: Yeni Nesil Savaş Uçağı, Bayraktar TB-2 Taktik İHA Sistemi, TCG ANADOLU Hücum Gemisi, BORA, KASIRGA, HİSAR ve KORKUT Sistemleri, Uzun Menzilli Hava ve Füze Savunma Sistemleri, HÜRKUŞ, ANKA İHA Sistemi, Milli Piyade Tüfeği, ALTAY Tankı ve Zırhlı Araçlardır. Ayrıca, Milli Savunma Bakanlığı tarafından tasarım patenti alınmış olan MİLGEM Projesi kapsamında ilk dört gemi olan HEYBELİADA, BÜYÜKADA, BURGAZADA, KINALIADA hizmete girmiştir. Savunma sanayiinde elde etiğimiz kazanımlar ulusal ve uluslararası politikalarımızı sahada ve masada kararlılıkla uygulamamıza da çok ciddi katkı vermektedir. Savunma sanayimizdeki ilerlemenin sahadaki etkilerini hem sınırlarımızın içinde ve dışında teröre karşı yürüttüğümüz başarılı mücadelede hem de dost ve kardeş ülkelerin istikbal ve istiklali için verdiğimiz desteklerde görüyoruz. Bunun en son örneği, işgalci Ermenistan’a karşı tüm imkanlarımızla kardeş Azerbaycan’ın yanında oluşumuzdur.”

“Kardeş Azerbaycan’ı kazandığı zafer dolayısıyla tebrik ederken, bağımsız bir devletin toprakları olan Karabağ’ı Ermeni işgalcilere peşkeş çekmeye çalışan Fransa’yı da şiddetle kınıyorum”

 

Ermenistan’ın, Karabağ’da kadın, çocuk demeden sivilleri katlederken uluslararası toplumun sessizliğe büründüğünü belirten Oktay, “Biz bu sessizliği İdlip’ten, Hama’dan hatırlıyoruz. Uluslararası toplumun bu kayıtsızlığını biz Filistin’den, Yemen’den, Arakan’dan biliyoruz. Yaşanan insani zulümler karşısında dünyanın bu sessizliğine karşı Cumhurbaşkanımız liderliğinde gerektiğinde yedi düvele meydan okuyor; dostlarımız için hakkın ve hakikatin yanında yer alıyoruz. Almaya da devam edeceğiz. Kıbrıs meselesinde, Libya konusunda, Irak’ta, Suriye’de yaptığımız budur. Karabağ’ın Ermenistan işgalinden kurtarılması için verdiğimiz destek de kardeşliğimizin olduğu kadar dış politikada onurlu duruşumuzun bir gereğidir. Kardeş Azerbaycan’ı kazandığı zafer dolayısıyla tebrik ederken, bağımsız bir devletin toprakları olan Karabağ’ı Ermeni işgalcilere peşkeş çekmeye çalışan Fransa’yı da şiddetle kınıyorum. Bölgemizde istikrar, barış ve huzurun sağlanması için Türkiye olarak üzerimize düşeni yapmaya, insandan vicdandan yana politikalar izlemeye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde kadınların hayatın her alanında hak ettikleri seviyeye gelebilmeleri için çok büyük gayret gösterdiklerini söyleyen Oktay, “Toplumumuzun huzuru ve geleceğimizin teminatı için aile birliğinin güçlendirilmesi yönünde politikalar yürütüyoruz. Bugüne kadar hayata geçirdiğimiz pek çok hukuki ve idari düzenlemeyle kadınlarımızın yanında yer aldık. Kadınların sosyal hayata katılımları ve istihdamının önündeki engelleri kaldırdık. Bilhassa kadına yönelik şiddetin önlenmesi hususunda azami hassasiyet gösterdik ve bu hassasiyetimizi koruyoruz. Sebebi ne olursa olsun bir kadınımız mağdur olmuşsa onu devletin koruma şemsiyesi altına alıyoruz ve yeni mağduriyetlerin önüne geçmek için çalışıyoruz. Kadınlarımızı hedef alan istismar, şiddet eylemleri ya da zulümlerle hep birlikte mücadele etmeliyiz. Terör örgütü tarafından çocuk yaşta dağa kaçırılan, geleceği çalınan kızlarımızı da, tacize uğrayan, şiddet gören kadınlarımızı da aynı hassasiyetle korumaya devam edeceğiz. Bu doğrultuda ‘Kadının Güçlenmesi Programı’ için ayrılan bütçe miktarını 2021 yılında yüzde 19,8 artırdık. ‘Finansal Okuryazarlık ve Kadınların Ekonomik Güçlenmesi Seminerleri’, ‘Türkiye’nin Mühendis Kızları’, ‘İş’te Anne Projesi’, ‘Kadın Kooperatiflerinin Güçlendirilmesi Çalışmaları’ ve ‘Aktif Kadın İşgücü Destekleri’ ile kadınlara yönelik sigorta primi destek ve teşvikleri gibi çalışmalarımıza daha fazla kaynak ayırarak devam edeceğiz. Şiddeti Önleme ve İzleme Merkezi, Kadın Konuk Evleri ve Sosyal Hizmet Merkezlerimizi daha da güçlendireceğiz” dedi.

“Geçtiğimiz süreçte Anayasa ve başta temel yasalar olmak üzere gerçekleştirilen değişikliklerle demokratikleşme yönünde sistemimize çok önemli yenilikler kazandırılmıştır”

 

Hukuk devleti ilkesinin temelinin yargının bağımsızlığı olduğunu anlatan Oktay, “Hukuki reform çizgimizin temel motivasyonu da iyi işleyen, bağımsız, tarafsız bir yargı sistemidir. Geçtiğimiz süreçte Anayasa ve başta temel yasalar olmak üzere gerçekleştirilen değişikliklerle demokratikleşme yönünde sistemimize çok önemli yenilikler kazandırılmıştır. Kişisel verilerin korunması, çocuk haklarının anayasal koruma altına alınması, sendikal özgürlüklerin geliştirilmesi, kamu görevlilerine toplu sözleşme yapma hakkının getirilmesi, bilgi edinme ve bireysel başvuru hakkı gibi sosyal ve demokratik haklarda yenilikler anayasal bir zeminde hayata geçirilmiştir. Reforma bakış açımızın bir yansıması olan Yargı Reformu Strateji Belgesi, 30 Mayıs 2019 tarihinde Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından kamuoyuna açıklanmıştı. Yüce Meclisimizin katkılarıyla bu kapsamda önemli Mevzuat değişikliklerini çok kısa bir sürede hayata geçirdik. Bu değişikliklerle hak ve özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi, infaz sistemimizde çözüm bekleyen konulara ilişkin düzenlemeler ve yargılamalarda adalete erişimi güçlendiren kanunlar yürürlüğe girdi. 2019-2023 yıllarını kapsayan Yargı Reformu Strateji Belgesi’nin uygulanma oranı henüz ikinci yılında yaklaşık yüzde 50’ye ulaşmıştır. Belirlediğimiz takvime uygun olarak çalışmalarımızı hız kesmeden sürdürme kararlılığındayız. Bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da hukuki reform irademizin arkasındayız. Reformlar vesilesiyle hukukun üstünlüğünü güçlendiriyor ve demokrasinin işlerliğini artırıyoruz. Aynı zamanda yatırım ortamını iyileştiriyor ve ekonomi alanında yeni fırsatlara sağlam hukuki dayanaklar oluşturuyoruz ve bunları yakın zamanda yüce Meclisimizin gündemine taşıyacağız. 81 ilin tamamına, her bir haneye ve her bir vatandaşımıza dokunan, ihtiyaç duyulan düzenlemeleri önümüzdeki dönemde birer birer hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.