USD/TRY ABD DOLARI / TL
Alış    Satış
EUR/TRY EURO / TL
Alış    Satış
GBP/TRY STERLİN / TL
Alış    Satış
GAU/TRY GR ALTIN / TL
Alış    Satış
09 Temmuz 2021 Cuma 10:52

DOĞANIN İNTİKAMI, SOĞUK YENMEYECEK!

DOĞANIN İNTİKAMI, SOĞUK YENMEYECEK!

Tüketim ekonomisinden vazgeçip yeni bir düzenle hem üretim çarklarının dönmesi, hem de dişlilerin ekolojik dengeyi yok etmemesi mümkün olabilir mi? Aslında bu sorunun yanıtı, günümüzde iklim krizinin gelmiş olduğu noktada çok açık… Dönüşüm, kesinlikle şart.

 

Avrupa Birliği’nin ‘Yeşil Mutabakat’ çağrısı ile konu, tüm dünyada Avrupa ile ticari ilişkisi olan çevrelerin öncelikli gündem maddesi haline geldi. Üreticiler, kullandıkları sınırlı kaynaklardan en verimli şekilde yararlanmak için dijitalleşmeyi, yenilenebilir ve sürdürülebilir kaynak kullanımını tartışadursun tüketicilerin de bilinçlenmesi şart.

 

Kapitalizmin temelinde yer alan reklam ve özendirme teknikleriyle tüketim ihtiyacını sürekli hissetmemiz için aslında fark ettirilmeden manipüle ediliyoruz. Herkes bize yeni bir tişörte ihtiyacımız olduğunu inandırırken, tüketici olarak biz bir beyaz tişörtün üretimi için tam 2 bin 700 litre, yani ortalama 13 bin 500 bardak suyun harcandığını bilsek yine aynı rahatlıkta satın almaya devam eder miyiz! Ya da ‘fast fashion’ denilen ve dünyanın giderek çöplüğe dönüşmesine sebep olan, değişen trendleri takip etmeye ve bir sezon önce aldığımız kıyafetlerimizi yalnızca demode bulduğumuz için giymeme lüksünü kendimizde görür müyüz?

 

Jean Baudrillard, Tüketim Toplumu adlı kitabında bugün hepimizin yaşadığı tüketim çılgınlığı hakkında; “Gerçek ihtiyaçlar ile sahte ihtiyaçlar arasındaki ayrımın ortadan kalktığı tüketim toplumunda birey, tüketim mallarını satın almanın ve bunları sergilemenin toplumsal bir ayrıcalık ve prestij getirdiğine inanır. Böylece genel bir toplumsal farklılaşma mantığı ortaya çıkar. Artık bir nesneye duyulan ihtiyaçtan çok, bir farklılaşma ihtiyacı söz konusudur” diyor. Yani artık o tişörtü bizde olmadığı ya da elimizdeki eskidiği için almıyoruz. Almamız gerektiğine inandırıldığımız için alıyoruz.

 

Kıyafet konusu üzerinde durmamın asıl sebebi, dünyamızın başlıca ihtiyaçlarımızı karşılayabilmemiz için bize sunduğu en önemli kaynaklardan olan su, toprak ve havayı kullanan tekstil sektörünün çalışmaları… Tekstil, su ayakizi en yüksek olan sektörlerden biri. Şimdilerde üretim için kullanılan sınırlı kaynaklara bu kadar hoyrat davranılmaması gerektiği bilincine ulaşılmasıyla üretim şekillerine yeni yön vermeye çalışılsa da öncelikle talep konusunda bilinçlenmeliyiz ki arzı da biz yönlendirelim.

 

Dünyadaki erişilebilir tatlı su miktarı, dünyanın toplam su varlığının yüzde 1’inden bile az. Türkiye ise, sanıldığı gibi su zengini bir ülke değil. Aksine ‘su fakiri’ olma yolunda hızla ilerliyoruz. Aslında ‘Tüketim yapmayalım, üretim azalsın’ gibi bir çözümden bahsetmiyorum. Çünkü teknoloji odaklı üretimle ve çevre dostu politikalarla hem kâr elde edip, hem de doğayla uyumlu üretim mümkün.

 

Yazımın başında sorduğum soruya cevaben yeni bir ekonomik düzen inşa etmek, aslında elimizde diyebilirim. Veriler gösteriyor ki dünyamız artık çok yorgun ve ticari kaygılarla hoyrat davranılamayacak kadar da kırgın. İklim değişikliği konusunda yayınlanan raporlar giderek daha karanlık bir tabloya işaret ediyor. Dünya Meteoroloji Örgütü'nün (WMO) raporuna göre gezegenimiz, yaygın sanayileşme dönemi öncesindeki sıcaklık ortalamasından 1 santigrat derece daha sıcak. 1 derece, kulağa çok yüksek bir ısı artışı değilmiş gibi gelebilir… Ama Birleşmiş Milletler Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli, ülkeler eyleme geçmezse yıkıcı değişikliklerle yüz yüze geleceğimizi, deniz seviyelerinin yükseleceğini, okyanus sularının ısısının yükseleceğini, asit oranının artacağını, pirinç, mısır, buğday gibi temel gıda ürünlerinin yetiştirilmesinin tehlikeye düşeceğini gözler önüne serdi. Doğanın bizden intikam almasını beklemeden onunla iş birliği yapmalı ve uyum içerisinde yaşayabileceğimizi kanıtlamamız gerekiyor. Yoksa ne üreticiler üretim yapmak için hammadde bulabilecek, ne de biz bugün hızla tükendiğini fark etmediğimiz kaynakların tadını çıkarabileceğiz.  Böyle giderse doğanın intikamı, soğuk yenen bir yemek değil çok ama çok acı bir tecrübe olacak.

Yazarın Diğer Yazıları