USD/TRY ABD DOLARI / TL
Alış    Satış
EUR/TRY EURO / TL
Alış    Satış
GBP/TRY STERLİN / TL
Alış    Satış
GAU/TRY GR ALTIN / TL
Alış    Satış
18 Kasım 2022 Cuma 17:59

Robotların Yükselişi, İnsanın Çöküşü ve Eğitim Politikalarının Geleceği

Robotların Yükselişi, İnsanın Çöküşü ve Eğitim Politikalarının Geleceği

Geleceğin belirsizliği ile ilgili verilerin azlığı hep kehanetlerin üremesine sebep olmuştur. Geleceğin belirsizliğiyle ilgili doneler artık pek söz konusu değildir. Kâhinler, keşişler, şamanlar ve bilumum kehanet sahibi insanlar hep geleceği resmetmeye çalıştılar. Bir de buna şairler, düşünürler ve bilim insanlarını eklediğimizde muazzam bir sınıf ortaya çıkıyor.

Tarihe baktığımızda en realist kişi ne bir filozoftur, ne de bilim adamıdır. O bir peygamberdir; O da Hz. Muhammed’dir. O’na kıyametin ne zaman kopacağını sorduklarında; “O, Allah’ın ilmindendir.” der ve kişinin yaşadığı çağdan sorumlu olduğunu teorik ve pratik olarak deneyimleyerek gösterirdi. Geleceğin nasıl olacağı, genelde bugünün koşulları tarafından belirlenir. Yani gelecek, bugünün rahminde saklıdır.

Örneğin sanayi ve ulus devlet sürecinde toplumsal algı ve zihniyet yapısının nasıl olacağını eğitim belirlemiştir. Bu dönemde eğitime iki yönlü ihtiyaç vardır. Birincisi, makineleri kullanacak olan eğitilmiş işgücünün yapısı, ikincisi ise ulus devletin fonksiyonunu yüklenecek yeni bir vatandaşlık kavramının nasıl olacağına dair insan profilinin inşa edilme sürecidir. Onun için eğitim herkes için temel, zorunlu ve vazgeçilmezdi.

Günümüzde ise artık eğitilmiş işgücünün yerini robotlar almıştır. Vatandaşlık üretme projesi ise yeryüzünde küreselleşme ile birlikte başkalaşım geçirmiştir. Gelişmiş olan ülkeler, yeryüzünde kaliteli insanları bulup kendi ülkelerine cazip imkânlar sunarak vatandaşlığı adeta teşvik etmektedirler.

Günümüzde artık vatandaşlık, kan ve toprak esaslı olmaktan çıkmıştır. Vatandaş olmak; artık aynı soya, aynı dile, aynı inanca bağlı olmaktan çıkmış kabiliyet ve yeteneğe bürünmüş bir hale evrilmiştir. Çağımızda bir ülkenin yeraltı ve yerüstü kaynaklarının potansiyel zenginliğinden ziyade yaratıcı zekânın potansiyel hacmi ve bunu işleyecek teknik donamının kapasitesi önem kazanmıştır. Artık yerkürede hiçbir ulus, nüfusun çokluğu, toprağın büyüklüğü ve nükleer silahlara sahiplik kapasiteleri ile ön plana çıkmıyor.

Yeni çağın değerleri değişti. Artık bir ülkenin yeşil alanların miktarı,  su kaynaklarının temizliği,  soluklanan havanın kalitesi, mülkiyet ve insani hakların gelişmişlik endeksi, şehirleşmenin kalibresi, eğitilmiş işgücünün potansiyel durumu vb. gibi beşeri, doğal, iktisadi ve siyasi faktörlerin durumu ülkelerin gelişmişlik seviyesini belirliyor.  Toplumlar, artık yaşadıkları coğrafyada yakaladıkları veya kurdukları yaşam kalitesi ile kendini tanımlayıp tarihin öznesi olmaya çabalıyorlar. Klasik çağın değerleri aşındı. Örneğin Pakistan nükleer silahlara sahip, ama kimse Pakistan’da yaşamak istemiyor.

Çağımızda kitlesel eğitimin getirisi de azaldı. Hatta aileye yük olmaya başladı. Yaratıcı ve fayda üretici kişisel nitelikler ön plana çıktı. Eski zamanlarda, ulus devlet sürecinde eğitim; hem bir öğrenim aracıydı, hem de bir kışla eğitimi anlamına geliyordu. Yapay zekâ süreci ile birlikte bu süreç bitti. Bu eski eğitim müfredatına devam eden toplumlar ise çağı iyi okuyamamış genelde geleneksel ve otoriter toplumlardır. Buna Kuzey Kore, Çin, Rusya vb. gibi ülkeleri sayabiliriz.

İş yapma gücünün mekanize ve otomatize olmasının, eğitimin işlevini değiştirdiğini ve işsizliğin artmasına etki ettiğini görüyoruz. Üretim sürecinde yapay zekâ uygulamalarının çoğalmasıyla birlikte alt ve üst düzey yöneticilerin sayısal hacmini azalttığını ve yeterli eğitime sahip olmayan gençlerin ve teknoloji karşısında yaşlı kalan nüfusun yeni bir sosyal handikapla karşı karşıya kaldıklarını görüyoruz. Günümüzde eğitim artık kariyer anlamına gelmiyor.

Toplum, sadece klasik sanayi dönemi gibi beyaz ve mavi yakalılardan ibaret değildir. Mavi yakalılar öldü, beyaz yakalılar da doğrudan tehdit altındadırlar. Günümüzde gelişmiş devletlerin ve işletmelerin eğitime bakışları tümüyle değişmek üzere. Daha az bir maliyetle ve minimal bir öğretim süreci ile doğrudan mesleki becerilerinin toplamından oluşacak şekilde yeni bir eğitim stratejisini kurguladıklarını görüyoruz. Eğitim müfredatının uzun olması ve mesleki becerilerden uzak oluşunun, toplumların geleceğini negatif yönde etkileyeceği ortadadır. Ülkeler ve şirketler artık eğitim müfredatına bir ideolojizm – ideolog- gözüyle değil, realist bir gözlemle bakmayı yeğliyorlar. Fayda ve değer hayatın her alanında ön plana çıkıyor.

Eğitimin üç temel fonksiyonu vardır:

Birincisi, kişinin bilgi dağarcığını geliştirmesine doğrudan etki etmesi. Olaylara ve olgulara eleştirel ve analitik bakmasını sağlaması.

İkincisi, kişinin yaratıcı potansiyel yeteneklerinin gün yüzüne çıkmasına araçlık etmesi. Sanatsal ve zanaatkâr becerinin ortaya çıkmasına etki etmesi.

Üçüncüsü ise toplumsal yapının taşıyıcı değerlerini (etik) içselleştirmesi ve bireyin özne olarak tarih sahnesine çıkmasına imkân sağlamasıdır.

Eğitim müfredatını bu üç temel unsur üzerinde inşa etmeye çalışan toplumlar gelişmiş ve Endüstri 5.0’ın alt yapısını oluşturmuş toplumlar olacakları kesindir. Bunun alt yapısını oluşturmayan toplumlar ise diğer toplumlara hammadde sağlayan toplumlar olarak tarihte yerini alacaklarına dair hiç kuşkunuz olmasın.

Eğitim, bir toplumun geleceğini tasarlama stratejisidir. Geleceğini iyi tasarlayan toplumlar, tarihin öznesi olmaya aday toplumlar olacaklardır. Bunun örneği Finlandiya ve Japonya’dır. Yeni bir yüzyılın şafağında olan ülkemizin eğitim stratejisini yeniden kurgulaması hayatidir ve zorunludur. Aksi takdirde uluslararası sistemin bir iç pazarı olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacağız.

Yazarın Diğer Yazıları